İmralı konut iddiası, infaz rejiminden ittifak matematiğine uzanan bir tartışmayı yeniden ve bütün yönleriyle masaya yatırdı. Bu yazı görünür açıklama ile asıl hesabı ayırarak okuyucuya soğukkanlı ve ayrıntılı bir çerçeve sunmayı amaçlar. Metinde konutun hukuki statüsü, ittifak içi hamlenin maliyeti ve muhalefetin aday sıkışması ayrı ayrı işlenecektir. Ayrıca umut hakkı, siyasi dilin eşiği ve alınabilecek tedbirler usta bir editör diliyle metnin akışına yedirilecektir.
İlk bölümden sonra Hukuki sınır ile infaz rejimi, İttifak içi hamlenin kamu maliyeti, Aday boşluğu ve muhalefetin sıkışması ve Siyasi dilin düşen eşiği başlıkları sırayla açılacaktır. Böylece okuyucu hem sürecin teknik yüzünü hem de seçim hesabının kırılganlığını ayrıntılı biçimde birlikte görebilecektir. Bu ayrımı görmeden hüküm vermek usulü esasın önüne koymak olur ve en dikkatli okuyucuyu bile kolayca ve hızla yanıltır.
Hukuki sınır ile infaz rejimi
Ağırlaştırılmış müebbet, cezanın yalnızca süresini değil uygulanış biçimini de bağlar ve bu bağ idari tercihle kolay gevşemez çünkü infaz biçimi kişiye özel bir lütuf alanı gibi kurgulanırsa eşitlik ilkesi ilk anda zedelenir. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (CGTİK) yüksek güvenlikli kapalı kurumu, kapalı kapıyı ve sınırlı oda düzenini emredici dilde tutar. Emredici dil, bahçeli bir meskeni kendiliğinden infaz yeri saymaz ve ada içi konum da bu eksiği kapatmaz. Saymayan kural, yapının adasının içinde olmasını da yeterli görmez çünkü konum statünün yerine geçmez. Yeterli olmayan şey fiziki konumdur, hukuki statüdür. Statü yazılı düzen ve yargı kararı olmadan değişirse infaz rejimi fiilen başka bir kategoriye kayar. Kayış, eşitlik ve hukuki güvenlik ilkesini aynı anda zorlar çünkü yazılı dayanak olmadan kurulan konfor düzeni diğer hükümlüler için de soru üretir ve bu soru idarenin takdirini sınırsız gibi gösterir ve sınırsız takdir hukuki güvenliği eritir ve eriyen güvenlik kamuoyunu tedirgin eder.
Açıklamada iki katlı bir yapı, çalışma alanı ve daha serbest bir günlük düzen anlatıldı ve bu anlatı yüksek güvenlikli kapalı kurumun kapalı kapı ve sınırlı oda düzeninden uzak bir tablo çizdi. Anlatılan düzen, tek kişilik veya üç kişilik oda sisteminden uzak durur. Uzak duran düzen, firara karşı teknik ve fiziki engellerin sürekli işletildiği bir rejimle çelişebilir. Çelişki idari inkar ile kapanmaz çünkü inkar evrakın yerini tutmaz ve evraksız cümle spekülasyonu büyütür. Adalet Bakanlığı (AB) hattı özel konut inşa edilmediğini söyleyince kamuoyu iki resmi cümle arasında kalır. Kalan kamuoyu, evrakı değil tonu okur ve ton siyasetin temposunu belirler. Ton okuyan tartışma, hukuku ikinci plana iter çünkü iki resmi cümle çelişince seçmen evrak değil niyet arar ve niyet arayışı infaz rejimini günlük polemiğe çevirir ve polemik evrakın önüne geçer bu da idareyi savunmaya iter.
Bu noktada İmralı konut iddiası teknik bir muhasebe cümlesi olmaktan çıkar ve siyasetin merkezine yürür çünkü bina haberi statü ve süreç tartışmasını aynı anda ateşler. Merkeze yürüyen soru şudur ki kişi halen kanunun öngördüğü yüksek güvenlikli rejimde midir. Rejimde değilse yapılan iş adres değişikliği değil infaz biçiminin değişmesidir. Değişen biçim, diğer ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri için emsal kaygısı doğurur ve bu kaygı yargı bağımsızlığı tartışmasını da şişirir. Doğan kaygı, yargı bağımsızlığı tartışmasını da büyütür zira emsal korkusu salon dışına taşar. Büyüyen tartışma, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarındaki sıkı güvenlik çizgisini hatırlatır. Hatırlatılan çizgi, siyasi sözün yasanın yerini tutamayacağını söyler çünkü AYM içtihadı sıkı güvenlik rejimini idari jestle değil kanunla değiştirilebilir sayar ve bu ayrım unutulursa emsal kapısı aralanır ve aralanan kapı bütün sistemi sarsar çünkü emsal tek kişide durmaz.
Umut hakkı ise ayrı bir kapıdır ve konut tartışmasıyla karıştırılmamalıdır çünkü yaşam boyu cezanın gözden geçirilebilirliği ile günlük konfor aynı hukuki işlem değildir. Karıştırılan kapı, Avrupa insan hakları içtihadındaki yaşam boyu cezanın gözden geçirilebilirliği ile fiili konforu aynı sepete koyar. Sepet aynı olursa hukuk reformu ile idari jest birbirine yapışır. Yapışan iki hat, hem mağdur yakınını hem de süreci savunanı yaralar çünkü reform ile jest aynı sepette durunca hiçbir taraf tatmin olmaz. Yaralanan güven, silah bırakma dilini de zayıflatır. Zayıflayan dil, sahadaki belirsizliği artırır ve belirsizlik resmi masayı gölgeler. Artan belirsizlik, resmi müzakereyi değil sızıntıyı büyütür çünkü belgesiz süreç hem mağdur yakınını hem de sahadaki aktörü aynı sisin içine iter ve sis dağıtılmadan güven kurulamaz ve kurulamayan güven sahayı da masayı da bozar ve bozulan masa sızıntı üretir.
Sızıntı çoğaldıkça Kandil hattındaki isimler, ada ziyareti iddiaları ve not aktarımları aynı habere bağlanır ve bu bağ infaz dosyasını istihbarat spekülasyonuna çevirir. Bağlanan haber, infaz hukukunun soğuk cümlesini gölgeler. Gölgelenen cümle, savcılığı ve idareyi savunmaya iter. Savunmaya itilen idare, şeffaf belge yayımlamazsa spekülasyon boşluğu doldurur çünkü boşluk resmi metinden hızlı akar. Doldurulan boşluk, villayı teslimiyet sanan ile mucize sanan iki ucu besler ve bu iki uç dosyanın soğuk sorusunu unutturur. Beslenen uçlar, dosyanın asıl sorusunu unutturur. Unutulan soru, kanunun öngördüğü rejimde kalınıp kalınmadığıdır çünkü bina kaç katlı olursa olsun hukuki statü değişmedikçe tartışma adres değişikliğine indirgenemez ve indirgeme gerçeği gizler ve gizlenen gerçek kamuoyunu iki uca iter bu da soğuk soruyu unutturur.
İttifak içi hamlenin kamu maliyeti
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) genel başkanının cümlesi, süreci gizli tutmak isteyen ortak için zamansız bir ifşa gibi durur çünkü tempo kimin elinde sorusu ittifakın iç dengesini görünür kılar. Zamansız ifşa, kamuoyunda öfke üretir. Üretilen öfke, masadaki inisiyatifi kaydırır ve kayan inisiyatif ittifakı gerer. Kaydırılan inisiyatif, ittifak içinde kimin tempo tuttuğunu görünür kılar ve görünür tempo ortaklığın hiyerarşisini de tartışmaya açar. Görünür tempo, Cumhurbaşkanlığı (CB) hattını köşeye sıkıştırabilir. Sıkışan hat, ya yalanlar ya sahiplenir. İki seçenek de maliyetsiz değildir çünkü yalanlama ortaklığı çatırdatır sahiplenen dil ise tabanı incitir ve her iki yol da seçim iletişimini kırılganlaştırır ve kırılgan mesaj sandığı da yorar ve yorulan seçmen tempo kaybettirir.
Sahiplenme hali, seçmenin bir bölümünde teslimiyet algısı doğurur ve bu algı milliyetçi taban ile muhafazakâr tabanı aynı anda zorlayan nadir bir kesişim üretir. Doğuran algı, milliyetçi tabanı da muhafazakâr tabanı da aynı anda zorlar. Zorlanan taban, sokakta değil sandıkta hesap sorar zira sessiz öfke oy olarak döner. Hesap soran sandık, ittifak matematiğini incelter çünkü taban öfkesinin faturası koridorda değil oy pusulasında kesilir. İncelen matematik, yerel seçimden milli yarışa taşınan her oy kaybını büyütür. Büyüyen kayıp, açıklamayı cesur hamle sayan ile sabotaj sayan yorumu aynı haberde çarpıştırır. Çarpışan yorum, sürecin hukuki omurgasını daha da görünmez kılar çünkü cesaret ve sabotaj aynı cümlede konuşulunca kanun maddesi duyulmaz ve duyulmayan madde kamuoyunu kamplara ayırır ve ayrılan kamp ortak aklı öldürür bu da hukuku duyulmaz kılar.
Üsküdar dosyası bu noktada çelişki üretir çünkü aynı siyasi hat bir yerde yargıya yaslanır öte yanda istisnai infazı savunan dile yaklaşır ve bu çift standart ilke cümlesini aşındırır. Yaklaşan dil, mutlak butlan tartışmasında kurulan ilke cümlesini zayıflatır. Zayıflayan ilke, CHP tabanında da inandırıcılık aşındırır çünkü çifte ölçü güveni yer. Aşınan inandırıcılık, belediye kayyımı ve seçilmiş irade gerilimini daha gürültülü hale getirir ve gürültü hukuku kamp diline çevirir. Gürültü büyüdükçe hukuk evrensel dil olmaktan çıkar, kamp dili olur. Kamp dili, İmralı konut iddiasını da Üsküdar’ı da aynı terazide tartamaz. Tartamayan terazi, kamuoyunu yorar çünkü bir dosyada ilke öte dosyada istisna konuşulursa inandırıcılık erir ve eriyen inandırıcılık hem ittifakı hem muhalefeti aynı anda zayıflatır ve zayıflayan güven seçimi de etkiler çünkü ölçü kaybolunca oy dağılır ve ilk tur zorlaşır.
Aday boşluğu ve muhalefetin sıkışması
Ana muhalefet aynı hafta hem süreç dilini hem aday matematiğini konuşmak zorunda kalır ve bu çift yük teşkilatı böler çünkü iki dosya aynı masada durunca ne hukuk netleşir ne sandık. Bölen yük, Ekrem İmamoğlu (İmamoğlu) hattındaki dava ve tutukluluk gölgesini büyütür. Büyüyen gölge, ikinci güçlü isme daha fazla yük bindirir ve yük artınca denge siyaseti daha görünür olur. Yük binen Mansur Yavaş (Yavaş) hattı, denge siyasetiyle açık cepheden kaçınır ve bu kaçınma bir kesime temkin diğerine çekilme gibi okunur. Kaçınan hat, tarafsızlık gibi durur. Duran tarafsızlık, bir kesime erdem, diğerine kaçış görünür. Görünen kaçış, başkent yönetimini hedef tahtasına da oturtabilir çünkü denge siyaseti bir kesime erdem diğerine boşluk görünür ve boşluk gören taraf soruşturma beklentisini büyütür ve büyüyen beklenti hizmeti gölgeler ve gölge yerel başarıyı yer hem de seçmeni tedirgin eder.
Hedef tahtası, soruşturma dalgasının Ankara’ya yürüyeceği beklentisini besler ve bu beklenti henüz evrak yokken korkuyu hizmet dosyasının önüne koyar. Beslenen beklenti, henüz evrak yokken korku üretir. Üretilen korku, yatırım görüşmesini teslimiyet gibi okutur zira görüntü teknik cümleyi ezer. Okunan teslimiyet, metro dosyasını siyasi şüpheye çevirir çünkü yatırım cümlesi kabul salonu görüntüsünün altında kaybolur. Çevrilen şüphe, yerel hizmetin milli adaylığa dönüşmesini zorlaştırır. Zorlaşan dönüşüm, YP ile CHP gerilimini de sertleştirir. Sertleşen gerilim, bağımsız kalma fısıltısını büyütür çünkü yerel başarı milli adaylığı otomatik üretmez ve üretilemeyen adaylık partileri birbirinden soğutur ve soğuyan hat bağımsız fısıltıyı besler bu da omurgayı incelter ve kampanyayı yalnızlaştırır.
Özgür Özel (Özel) hattı bu tabloda genel başkanlık ile adaylık arasında sıkışır çünkü erken ilan edilen yüz kaybetmeye ayarlı bir yarışa sürülebilir ve bu risk parti içini gerer. Sıkışan hat, erken aday ilan edilirse kaybetmeye ayarlı bir yarışa sürülebilir. Sürülen yarış, partiyi korumak ile iktidarı denemek arasında yanlış seçim üretir ve bu seçim teşkilatı böler. Üretilen yanlış, teşkilatı yorar ve yorulan teşkilat saha yerine koridor konuşmaya başlar. Yorulan teşkilat, saha yerine koridor konuşur. Konuşulan koridor, seçmeni yalnız bırakır. Yalnız kalan seçmen, kahraman arar ve bulamayınca sandıktan uzak durur çünkü koridor dili saha dilinin yerini alınca heyecan düşer ve düşen heyecan ilk tur matematiğini bozar ve bozulan matematik ikinci turu pahalılaştırır ve pahalı tur ittifakı gerer ve programı incelter.
Aday boşluğu yüzde 50 artı 1 kuralında daha da ağırlaşır çünkü ilk turda dağılan oy ikinci turu pahalılaştırır ve pahalı tur programı değil fotoğrafı konuşturduğu için ittifakı yorar. Pahalılaşan tur, programı değil fotoğrafı konuşturur. Konuşulan fotoğraf, ortak metni geciktirir çünkü yüz programın önüne geçer. Geciken metin, saha çalışmasını durdurur çünkü ortak cümle yazılamayınca gönüllü evde kalır. Duran saha, rakibin temposunu öne çıkarır. Öne çıkan tempo, henüz resmi takvim yokken zihinsel bir üstünlük kurar. Kurulan üstünlük, muhalefeti tepki siyasetine mahkûm eder çünkü tempo kaybeden taraf program yazamaz program yazamayan taraf ise ikinci turda pahalı pazarlığa düşer ve pazarlık programı daha da incelter bu da yönetme kapasitesini düşürür.
Bu yüzden İmralı konut iddiası yalnızca ada ile ilgili değildir, muhalefetin dikkatini de dağıtır çünkü süreç eleştirisi ile aday stratejisi aynı başlıkta eriyince her iki iş de yarım kalır. Dağılan dikkat, süreç eleştirisini aday stratejisiyle karıştırır. Karışan iki dosya, ne hukuku netleştirir ne sandığı ve bu bulanıklık rakibe tempo bırakır. Netleşmeyen sandık, yedek plansız bir muhalefet üretir. Üretilen hali, tek isme kilitlenmiş kırılgan bir markadır ve her yeni görüntü bu markayı yeniden kurmak zorunda bırakır. Kırılgan marka, her yeni görüntüde çöker. Çöken marka, bağışçıyı ve gönüllüyü aynı anda tedirgin eder çünkü mesaj tek isme ve tek görüntüye kilitlenince her yeni gelişme kampanyayı baştan kurar ve bu kırılganlık siyasi iletişim piyasasını da yaralar ve yaralanan piyasa gönüllüyü evde tutar ve evde kalan saha kaybeder hem de markayı çökertir.
Alınacak ilk tedbir, süreç hukukunu seçim matematiğinden ayıran iki ayrı masa kurmaktır çünkü aynı ağız hem infaz rejimini hem cumhurbaşkanı adaylığını konuşursa ölçü kaybolur. Kurulan masa, infaz rejimini uzman dile, adaylığı ise ölçüte bağlar. Bağlanan ölçüt, yönetebilirlik, hukuki elverişlilik ve ittifak kabulüdür çünkü popülerlik tek başına sandığı taşımaz. Kabul görmeyen isim, popüler olsa da sandığı taşıyamaz zira ittifak matematiği alkışı değil kabulü ister. Taşıyamayan isim, partiyi paniğe sürükler. Paniğe sürüklenen parti, son anda rastgele yüz seçer. Rastgele yüz, kampanyayı değil krizi yönetir çünkü ölçütsüz seçim panik üretir panik üreten parti ise seçmeni değil kendi koridorunu teselli eder ve teselli sandığı unutturur çünkü koridor seçmeni unutur ve saha boş kalır.
Siyasi dilin düşen eşiği
Siyasetin kamusal dili düğün salonuna inince ölçü de iner ve inen ölçü seçmeni küçültür çünkü devlet meselesi şahsi övgü ve yergiye sıkışınca kurumsal hafıza zayıflar. Küçülen seçmen, devlet meselesini şahsi hesap gibi dinler. Dinlenen hesap, eski dönem belediye tartışmasını övgü ve yergi cümlesine sıkıştırır ve bu sıkışma kamuoyunu bilgilendirmez. Sıkışan cümle, kurumsal eleştiriyi kişisel kıyasa çevirir. Çevrilen kıyas, kamuoyunu bilgilendirmez ve bilgi yerine sahne bırakır. Bilgilendirmeyen dil, genç izleyiciye yanlış bir siyaset dersi verir. Yanlış ders, yarın başka bir salonda aynı sahneyi tekrarlatır çünkü şahsi kıyas kurumsal eleştirinin yerini alınca kamu işi aile sohbetine döner ve dönen sohbet devleti küçültür ve küçülen devlet dili kamu işini şahsileştirir ve şahsi dil kurumu aşındırır hem de seçmeni küçültür.
Müzik ve sembol tartışması da aynı düşüşün parçasıdır çünkü enerji yönetimi ile sansür birbirine karışır ve karışan hat toplumsal belleği günlük ajandanın emrine verir. Karışan hat, bir marşı kaldırmayı moral mühendisliği sanır. Sanılan mühendislik, toplumsal bellek ile günlük ajandayı çarpıştırır ve çarpışma kutbu sertleştirir. Çarpışan bellek, kutuplaşmayı büyütür çünkü sembol savaşı asıl dosyanın oksijenini alır. Büyüyen kutuplaşma, asıl dosyayı gölgeler. Gölgelenen dosya, infaz hukuku ve aday matematiğidir. Matematiği gölgelenen muhalefet, sembolle uğraşırken hamleyi kaçırır çünkü marş ve düğün cümlesi infaz hukuku ile aday planının önüne geçince asıl dosya görünmez kalır ve görünmeyen dosya hamleyi kaçırır bu da rakibe alan bırakır ve tempo kaybettirir.
Uzman bakışı üç noktayı metnin doğal akışına yerleştirir ve bu üç hat tek bir açıklamadan büyük bir ders taşır çünkü yargı emsali, seçim iletişimi ve şeffaf belge aynı anda konuşulmadan spekülasyon bitmez. Birincisi, infaz rejiminde yazılı kural olmadan konut düzeni kurulmasının sektörde yani yargı ve ceza idaresinde emsal korkusu üreteceğidir. İkincisi, ittifak ortağının kamuoyuna açık hamlesinin seçim iletişimini kırılganlaştıracağı ve mesajı tek salona kilitleyeceğidir zira tempo kayması bütün ajandayı ezer. Üçüncüsü, şüphelinin değil sürecin şeffaf belge ve AYM çizgisiyle konuşulmasının spekülasyonu küçülteceğidir. Bu üç hat uygulanırsa hem hukuk hem siyaset nefes alır ve alınan nefes sonraki iddiada da aynı koridoru aydınlatır. Alınan nefes, yarın başka bir iddia aynı koridora girdiğinde de işe yarar. Yarayan kural, tek bir güne değil sistemin karakterine yazılır çünkü şeffaf belge ve yazılı rejim spekülasyonu küçültür küçülen spekülasyon ise hem yargıyı hem seçmeni rahatlatır ve rahatlayan zemin ölçü üretir ve ölçü sonraki krizi küçültür hem de spekülasyonu keser.
Son kertede usul, villayı putlaştırmadan rejimi sormayı emreder çünkü asıl mesele kat sayısı değil kanunun hangi odasında durulduğudur ve oda belgesizse siyasi söz yetmez. Emredilen soru, yapının kaç katlı olduğundan önce kanunun hangi odasında durulduğudur. Durulan oda belgesizse siyasi söz yetmez ve yetmeyen söz güveni aşındırır. Yetmeyen söz, hem mağduru hem seçmeni yaralar çünkü belgesiz rejim barış dilini de seçim dilini de aynı anda bozar. Yaralanan güven, barış dilini de seçim dilini de aynı anda bozar. Bozulan dil, kader değil tercih işidir. Tercih soğukkanlı kurulursa sandık da rejim de ölçüye döner çünkü usul kişiyi ve villayı putlaştırmaz soruyu kanunun odasına bağlar ve bağlanan soru kader değil irade üretir ve üretilen irade sandığı da rejimi de soğukkanlı tutar çünkü usul kaderin yerini alır ve bu yer değişimi kamuoyuna geniş bir nefes alanı bırakır.
